17 Mayıs 2010 tarihinde, Afganistan’da geçirdiği elim bir uçak kazası neticesinde aramızdan ayrılan Bahattin Yıldız Ağabeyimiz’in kaleme aldığı ve Özgün Yayıncılık tarafından okuyucuya ulaşan eserleri sizler için derlemeye çalıştık.
BAHATTİN YILDIZ; YAZARLIĞI, MÜCADELESİ
Gençliğin eğitimi için sürekli yayınların önemine değinen Bahattin Yıldız etrafını kitap ve dergi yayıncılığına teşvik ederdi. Kitaba, okumaya özel bir ilgisi vardı.
Bahattin Yıldız, 12 Eylül kudetası sonrası yurt dışı tercihini inkılâp ve cihad beldelerine doğru yaptı. Afganlı kardeşlerimizin yanında Ruslar’a karşı omuz omuza mücadele verdi. Cepheden yazdığı mektuplar Mavera’da, Gülçocuk’ta, Milli Gazete’de yayınlandı. Rahmetli Cahit Zarifoğlu “Yaz Abdülhamid, oraları yaz. Sana önemsiz gelebilir ama her şeyi yaz.” diyerek cepheye ulaştırdığı mektuplarla onu yazmaya teşvik etmiştir. Böylece bizim kardeşlerimizin hikâyesini de yazan biri var olmuştur.
“Ben iyi yazan biri değilim. Mücadelemizin hikâyesini edebiyatçı abilerimiz yazmalı. Onlar yazmayınca bize düştü bu görev.” derdi. Yaşanılan mücadelenin bir sonraki kuşaklara aktarılmasına dikkat çeker; “Mücadelelerimiz, kavgalarımız, endişelerimiz bizimle kalacak. Bizden sonraki kardeşlerimiz dahi hikâyemizi bilmeyecek. Bir şey yapan öncekilerden kopuk olduğu için kendini ilk zannedecek…” derdi.Bu bağlamda Bahattin Yıldız’ın eserleri Türkiyeli Müslümanlar için bir kazanımdır.
Afganistan’da kaldığı sürece bir gazeteci gibi Ferhat Dağcı takma adıyla oranın tarihini, Rus işgalinden önceki ve sonraki sosyal durumunu, savaşan grupları Türkiye’de çeşitli yayın organlarında insanlarımızla paylaştı. Bu çalışma Rahmet Yayıncılık tarafından “Savaşan Afganistan” adıyla 1985 yılında yayınlandı. Bizzat Afgan cihadının içinde yer alan Bahattin Yıldız anılarını; İslami mücadeleyi her zaman ve her yerde sürdüren gençlere bir hatıra niteliğinde “Cihad Günlüğü” adı altında Abdülhamid Muhaciri müstearı ile kaleme aldı.
80 öncesi adeta bir İslam ekolü hüviyetinde olan Erzurum ve oraya okumaya gelen İslamcı gençlerin yaşamları etrafında örgütlenen bir eser “Kar Çiçeği” romanı. Genç müslümanların mücadelelerinin seyrinden anekdotlar sunan, bizleri o günlere sürükleyen akıcı, romanın da ötesinde bir belgeler kitabı. Roman hicri 1400. yıla girildiği o günlerdeAkıncılar Derneği’nin 22 Kasım günü Kayseri’de yapacağı “Hicret Mitingi”ne dikkat çekmek üzere üç üniversite öğrencisinin Erzurum’dan Kayseri’ye 600 km. yi aşan “Hicret Koşusu” ile başlıyor.
Bir döneme tanıklık eden, hiç solmayacak güllerin vuslatını “Güllerin Vedası”nda hikâyeleştirdi. Yazar, 70′li yıllardan günümüze Türkiye bahçesinde yetişen güllerden; Bilal’den Fuat’tan Taceddin’den Selami’den söz etti. Hatmiye Anne’yi, Nur Bibi’yi unutmamamızı istedi. “Onlar gittiler, giderken bir muştu gibiydiler.” dizelerini hatırlattı.
Ardından karlı sarp dağları, sınırları, çileli yolları Ferhat gibi aşarak ülkesine geri dönüşünü bir yol hikâyesi olarak “Karda Ayak İzleri” ismiyle kitaplaştırdı. Eserde kar ve kış arka planda bir tablo güzelliğinde yerini alırken; yarınsızlaşan, en yakın arkadaşı çaresizlik olan ama tek azığı umudu yüreğinde canlı tutan birinin; amansız, geçit vermeyen dağlarda bırakmış olduğu ayak izlerini görürsünüz.
GÜLLERİN VEDASI

HİÇ SOLMAYACAK GÜLLERİN HİKAYESİ
Bahattin Yıldız’ın kaleme aldığı Güllerin Vedası, yetmişli yıllardan günümüze Türkiye bahçesinde yetişen gülleri hikaye eden bir eser. Yüreklerinizde yetiştirdiğiniz güllerden, sizin bahçenizden söz ediyor. Güllerin Vedası, okuyucuyu bu bahçeden veda eden gül olmaya imrendiriyor.
Bir döneme tanıklık eden bu belgesel nitelikteki hikayelerin sayfaları arasına tanıdık isimleri bulmanın heyecanıyla dalıyoruz. Solmayacak güllerin hikayesi sarıp sarmalıyor bizi.
Ölümü öldürmek isteyenlerin, gözyaşlarını tutamayarak bir solukta okuyabileceği bir eser. Eser, dokuz ayrı bölümden oluşuyor. Her bölümde yaşananlar ortaya konmuş. Türkiye’de, Bosna’da, Afganistan’da, Tacikistan’da yaşanan acı fakat bir o kadar da gerçek tablolar bütün canlılığıyla ve akıcılığıyla karşımıza geliyor.
Güllerin Vedası, veda edenlerden değil, aslında büyük bir kavuşmadan söz ediyor. Tacettinlerden, Metinlerden, Bilallerden, Fuatlardan, Selamilerden bahsediyor bizlere. Burada konu edilen vedalaşma bildiğimiz vedalaşmalardan biraz farklı. Çünkü veda edenler hüzünlüdür, oysa burada veda eden güller can verince bir tebessümdür alıyor simalarını.”Onlar gittiler, giderken bir muştu gibiydiler” dizelerini hatırlatıyor bizlere.
Soylu bir kavgaya doğup, cenneti bedelsiz düşlemeyenlerin bitmeyen vedaları. Hiç solmayacak güllerin vuslatı. Güllerin Vedası’nda anlatılıyor.
Kendini gül yetiştirmeye adamış bir insan olan Bahattin Yıldız’a teşekkür ediyor, eline sağlık diyoruz.
KAR ÇİÇEĞİ
TARİH, GENÇLİK ve “KAR ÇİÇEĞİ”
“Kasım ayından sonra beyaz karın düştüğü, kara kışın başladığı, hayatın bir başka yaşandığı; karın, buzun, soğuğun işgal ettiği şehirdir Erzurum. Karın tadını çıplak ayaklı çocuklar ve dağlarda kayanlar çıkarır Erzurum’da. Palandöken dağları bütün ihtişamıyla kıble tarafında… Kayakçılar ve dağcılar, bir de gurbetteki Erzurumlular için bir aşktır Palandöken.”
Bu cümleler Haziran 2010’da 4. baskısı yapılan “Kar Çiçeği” adlı romanda yer alıyor.
Kitabın genel konusu İslamcı gençlik ve Erzurum. Erzurum o zaman adeta bir İslam ekolü hüviyetinde. İşte böyle bir ortamdan, gerek üniversitelerde gerekse üniversite dışında genç müslümanların mücadelelerinin seyrinden anekdotlar sunan ve bizleri o günlere sürükleyen çok akıcı ve güzel bir eser. Roman, hicri 1400. yıla girildiği günlerde Akıncılar Derneği’nin 22 Kasım günü Kayseri’de yapacağı “ Hicret Mitingi” ne dikkat çekmek üzere, Erzurum’dan Kayseri’ye koşarak giden üç üniversiteli genci ve bu koşu esnasında başlarından geçenleri anlatarak başlıyor.
Bu roman, romanında ötesinde belgeler kitabı. Kişiler, yer adları, olaylar, tümü gerçek. İnsan romanı okurken kendini nostaljik duygulara kaptırmadan edemiyor. Yıllanmış ve küllenmiş anılar depreşiyor. Havasıyla, tadıyla, kokusuyla; o günlerin özlemini sarıyor tüm benliğiniz. İnanın insan yeniden diriliyor,gençleşiyor.
“Kar Çiçeği” romanda bir kıza verilen ad. Ama bence daha sembolik bir anlamı var, “Kar Çiçeği”nin. Tüm baskılara tüm engellemelere rağmen büyümesini sürdüren İslam çiçeği…
“Kar Çiçeği”ni ben böyle anlıyorum.
CİHAD GÜNLÜĞÜ

BİR ŞEHİDİN GÜNLÜĞÜ
“Afganistan’ın bağrına birer lale olarak diktiğimiz Bilal Yaldızcı ve Tekiner Tayfur’un aziz hatırasına…” ithaf edilen kitap, bizzat Afgan cihadının içinde yer alan Abdülhamid Muhaciri’nin notlarından oluşuyor. Anılar, müslüman gençlere bir hatıra niteliğinde.
Akıcı bir üslup ve yürekten coşup gelen inançla kaleme alınan “ Cihad Günlüğü” aynı zamanda belge niteliğine sahip.
Eserin ilk bölümünde Erzurum’da özellikle üniversiteli müslüman gençlerin kampüslerden şehir merkezine doğru yaptıkları yürüyüş başarılı bir şekilde anlatılıyor: “Ocağın ilk haftası, Afganistan işgalinin ilk haftasıydı. Kampüsün bütün fakültelerinde örgenciler arasında olağanüstü bir hareketlilik vardı.”// “ İki nehrin birbirine karışması gibi iki kalabalık öğrenci grubu sosyal tesislerin önünde buluştular, düzenli bir şekilde birbirine eklendiler.”// “Yüksek İslamlılar yürüyüşün şanlı bayrağını açmışlardı. ‘ Afganistan Moskofa Mezar olacak!’ Meydanda sessizce bekleyen grup da susan bir denizin kabarması, fırtına patlaması gibi dalgalandı.”// İki bini aşkın genç insanın volkan gibi yanan yüreklerinde fırınlanıp, fışkıran seslerden meydandaki binaların camları zangır zangır titremeye başladı.
Eserin sonuna kitabın içindeki bölümlerle ilgili resimler ilave edilmiş.
Müslümanların değişik coğrafyalarda verdikleri mücadelelerin bir örneğini gözler önüne seren bu kitap, inanıyoruz ki size çok şey katacaktır.
KARDA AYAK İZLERİ
ÇETİN BİR YOL HİKAYESİ
Gençliği İslam coğrafyasında cepheden cepheye heyecan taşımakla geçen Bahattin Yıldız, bu dönemlerden bir kesiti “Karda Ayak İzleri”yle gündeme getiriyor. Kitap, karlı sarp dağlardan Türkiye’ye giriş yapmak isteyen ama ülke sınırlarını kullanması sakıncalı olan kahramanımızın dağların doruğunda yaşadığı mücadelesini anlatıyor.
Bir dağın iki yüzünün anlatıldığı kitapta kar ve kış, arka planda bir tablo güzelliğinde resmigeçit yapıyor. Kitabın satır aralarında göreceğiniz şey; amansız karlı dağlar ve yarınsızlaşan, tek azığı umut, en yakın arkadaşı çaresizlik olan birinin bu dağlarda bırakmış olduğu ayak izleridir.
Bahattin Yıldız’dan, bir solukta okunacak çetin bir yol hikayesi…