Genel Arşiv

BAYRAMLAŞMAYA DAVET…

BAYRAMLAŞMAYA DAVET…

Vakfımızın da üye kuruluşları arasında yer aldığı, çatı kuruluşumuz İnsan ve Medeniyet Hareketi Derneği’nin Ramazan Bayramı’nın 3.Günü, ikindi namazında, Şehzadebaşı Camii’nde (Fatih-İBB karşısı) düzenlediği bayramlaşmaya ailece katılımınızı bekleriz.

_bayramlasma3

Bahattin Yıldız Kitaplığı

Bahattin Yıldız Kitaplığı

17 Mayıs 2010 tarihinde, Afganistan’da geçirdiği elim bir uçak kazası neticesinde aramızdan ayrılan Bahattin Yıldız Ağabeyimiz’in kaleme aldığı ve Özgün Yayıncılık tarafından okuyucuya ulaşan eserleri sizler için derlemeye çalıştık.            

BAHATTİN YILDIZ; YAZARLIĞI, MÜCADELESİ

Gençliğin eğitimi için sürekli yayınların önemine değinen Bahattin Yıldız etrafını kitap ve dergi yayıncılığına teşvik ederdi. Kitaba, okumaya özel bir ilgisi vardı.

Bahattin Yıldız, 12 Eylül kudetası sonrası yurt dışı tercihini inkılâp ve cihad beldelerine doğru yaptı. Afganlı kardeşlerimizin yanında Ruslar’a karşı omuz omuza mücadele verdi. Cepheden yazdığı mektuplar Mavera’da, Gülçocuk’ta, Milli Gazete’de yayınlandı. Rahmetli Cahit Zarifoğlu “Yaz Abdülhamid, oraları yaz. Sana önemsiz gelebilir ama her şeyi yaz.” diyerek cepheye ulaştırdığı mektuplarla onu yazmaya teşvik etmiştir. Böylece bizim kardeşlerimizin hikâyesini de yazan biri var olmuştur.

“Ben iyi yazan biri değilim. Mücadelemizin hikâyesini edebiyatçı abilerimiz yazmalı. Onlar yazmayınca bize düştü bu görev.” derdi. Yaşanılan mücadelenin bir sonraki kuşaklara aktarılmasına dikkat çeker; “Mücadelelerimiz, kavgalarımız, endişelerimiz bizimle kalacak. Bizden sonraki kardeşlerimiz dahi hikâyemizi bilmeyecek. Bir şey yapan öncekilerden kopuk olduğu için kendini ilk zannedecek…” derdi.Bu bağlamda Bahattin Yıldız’ın eserleri Türkiyeli Müslümanlar için bir kazanımdır.

Afganistan’da kaldığı sürece bir gazeteci gibi Ferhat Dağcı takma adıyla oranın tarihini, Rus işgalinden önceki ve sonraki sosyal durumunu, savaşan grupları Türkiye’de çeşitli yayın organlarında insanlarımızla paylaştı. Bu çalışma Rahmet Yayıncılık tarafından “Savaşan Afganistan” adıyla 1985 yılında yayınlandı. Bizzat Afgan cihadının içinde yer alan Bahattin Yıldız anılarını; İslami mücadeleyi her zaman ve her yerde sürdüren gençlere bir hatıra niteliğinde “Cihad Günlüğü” adı altında Abdülhamid Muhaciri müstearı ile kaleme aldı.

80 öncesi adeta bir İslam ekolü hüviyetinde olan Erzurum ve oraya okumaya gelen İslamcı gençlerin yaşamları etrafında örgütlenen bir eser “Kar Çiçeği” romanı. Genç müslümanların mücadelelerinin seyrinden anekdotlar sunan, bizleri o günlere sürükleyen akıcı, romanın da ötesinde bir belgeler kitabı. Roman hicri 1400. yıla girildiği o günlerdeAkıncılar Derneği’nin 22 Kasım günü Kayseri’de yapacağı “Hicret Mitingi”ne dikkat çekmek üzere üç üniversite öğrencisinin Erzurum’dan Kayseri’ye 600 km. yi aşan “Hicret Koşusu” ile başlıyor.

Bir döneme tanıklık eden, hiç solmayacak güllerin vuslatını “Güllerin Vedası”nda hikâyeleştirdi. Yazar, 70′li yıllardan günümüze Türkiye bahçesinde yetişen güllerden;  Bilal’den Fuat’tan Taceddin’den Selami’den söz etti. Hatmiye Anne’yi, Nur Bibi’yi unutmamamızı istedi. “Onlar gittiler, giderken bir muştu gibiydiler.” dizelerini hatırlattı.

Ardından karlı sarp dağları, sınırları, çileli yolları Ferhat gibi aşarak ülkesine geri dönüşünü bir yol hikâyesi olarak “Karda Ayak İzleri” ismiyle kitaplaştırdı. Eserde kar ve kış arka planda bir tablo güzelliğinde yerini alırken; yarınsızlaşan, en yakın arkadaşı çaresizlik olan ama tek azığı umudu yüreğinde canlı tutan birinin; amansız, geçit vermeyen dağlarda bırakmış olduğu ayak izlerini görürsünüz.

 

 GÜLLERİN VEDASI

G+-llerin Vedas¦-

HİÇ SOLMAYACAK GÜLLERİN HİKAYESİ

Bahattin Yıldız’ın kaleme aldığı Güllerin Vedası, yetmişli yıllardan günümüze Türkiye bahçesinde yetişen gülleri hikaye eden bir eser. Yüreklerinizde yetiştirdiğiniz güllerden, sizin bahçenizden söz ediyor. Güllerin Vedası, okuyucuyu bu bahçeden veda eden gül olmaya imrendiriyor.

Bir döneme tanıklık eden bu belgesel nitelikteki hikayelerin sayfaları arasına tanıdık isimleri bulmanın heyecanıyla dalıyoruz. Solmayacak güllerin hikayesi sarıp sarmalıyor bizi.

Ölümü öldürmek isteyenlerin,  gözyaşlarını tutamayarak bir  solukta okuyabileceği bir eser.  Eser, dokuz ayrı bölümden oluşuyor. Her bölümde yaşananlar ortaya konmuş. Türkiye’de, Bosna’da, Afganistan’da, Tacikistan’da yaşanan acı fakat bir o kadar da gerçek tablolar bütün canlılığıyla ve akıcılığıyla karşımıza geliyor.

Güllerin Vedası, veda edenlerden değil, aslında büyük bir kavuşmadan söz ediyor. Tacettinlerden, Metinlerden, Bilallerden, Fuatlardan, Selamilerden bahsediyor bizlere. Burada konu edilen vedalaşma bildiğimiz vedalaşmalardan biraz farklı. Çünkü veda edenler hüzünlüdür, oysa burada veda eden güller can verince bir tebessümdür alıyor simalarını.”Onlar gittiler, giderken bir muştu gibiydiler” dizelerini hatırlatıyor bizlere.

Soylu bir kavgaya doğup, cenneti bedelsiz düşlemeyenlerin bitmeyen vedaları. Hiç solmayacak güllerin vuslatı. Güllerin Vedası’nda anlatılıyor.

Kendini gül yetiştirmeye adamış bir insan olan Bahattin Yıldız’a teşekkür ediyor, eline sağlık diyoruz.

 

KAR ÇİÇEĞİ

 Kar +çi+ğe¦şi                                                                                           

TARİH, GENÇLİK ve “KAR ÇİÇEĞİ”

“Kasım ayından sonra beyaz karın düştüğü, kara kışın başladığı, hayatın bir başka yaşandığı; karın, buzun, soğuğun işgal ettiği şehirdir Erzurum. Karın tadını çıplak ayaklı çocuklar ve dağlarda kayanlar çıkarır Erzurum’da. Palandöken dağları bütün ihtişamıyla kıble tarafında… Kayakçılar ve dağcılar, bir de gurbetteki Erzurumlular için bir aşktır Palandöken.”

Bu cümleler Haziran 2010’da  4. baskısı yapılan “Kar Çiçeği” adlı romanda yer alıyor.

Kitabın genel konusu İslamcı gençlik ve Erzurum. Erzurum o zaman adeta bir İslam ekolü hüviyetinde. İşte böyle bir ortamdan, gerek üniversitelerde gerekse üniversite dışında genç müslümanların mücadelelerinin seyrinden anekdotlar sunan ve bizleri o günlere sürükleyen çok akıcı ve güzel bir eser. Roman, hicri 1400. yıla girildiği günlerde Akıncılar Derneği’nin 22 Kasım günü Kayseri’de yapacağı “ Hicret Mitingi” ne dikkat çekmek üzere, Erzurum’dan Kayseri’ye koşarak giden üç üniversiteli genci ve bu koşu esnasında başlarından geçenleri anlatarak başlıyor.

Bu roman, romanında ötesinde belgeler kitabı. Kişiler, yer adları, olaylar, tümü gerçek. İnsan romanı okurken kendini nostaljik duygulara kaptırmadan edemiyor. Yıllanmış ve küllenmiş anılar depreşiyor. Havasıyla, tadıyla, kokusuyla; o günlerin özlemini sarıyor tüm benliğiniz. İnanın insan yeniden diriliyor,gençleşiyor.

“Kar Çiçeği” romanda bir kıza verilen ad. Ama bence daha sembolik bir anlamı var, “Kar Çiçeği”nin. Tüm baskılara tüm engellemelere rağmen büyümesini sürdüren İslam çiçeği…

“Kar Çiçeği”ni ben böyle anlıyorum.

 

CİHAD GÜNLÜĞÜ

Cihad G+-nl+-¦ş+-

BİR ŞEHİDİN GÜNLÜĞÜ

“Afganistan’ın bağrına birer lale olarak diktiğimiz Bilal Yaldızcı ve Tekiner Tayfur’un aziz hatırasına…” ithaf edilen kitap, bizzat Afgan cihadının içinde yer alan Abdülhamid Muhaciri’nin notlarından oluşuyor. Anılar, müslüman gençlere bir hatıra niteliğinde.

Akıcı bir üslup ve yürekten coşup gelen inançla kaleme alınan “ Cihad Günlüğü” aynı zamanda belge niteliğine sahip.

Eserin ilk bölümünde Erzurum’da özellikle üniversiteli müslüman gençlerin kampüslerden şehir merkezine doğru yaptıkları yürüyüş başarılı bir şekilde anlatılıyor: “Ocağın ilk haftası, Afganistan işgalinin ilk haftasıydı. Kampüsün bütün fakültelerinde örgenciler arasında olağanüstü bir hareketlilik vardı.”// “ İki nehrin birbirine karışması gibi iki kalabalık öğrenci grubu sosyal tesislerin önünde buluştular, düzenli bir şekilde birbirine eklendiler.”// “Yüksek İslamlılar yürüyüşün şanlı bayrağını açmışlardı. ‘ Afganistan Moskofa Mezar olacak!’ Meydanda sessizce bekleyen grup da susan bir denizin kabarması, fırtına patlaması gibi dalgalandı.”// İki bini aşkın genç insanın volkan gibi yanan yüreklerinde fırınlanıp, fışkıran seslerden meydandaki binaların camları zangır zangır titremeye başladı.

Eserin sonuna kitabın içindeki bölümlerle ilgili resimler ilave edilmiş.

Müslümanların değişik coğrafyalarda verdikleri mücadelelerin bir örneğini gözler önüne seren bu kitap, inanıyoruz ki size çok şey katacaktır.

 

KARDA AYAK İZLERİ 

KARDA AYAK ¦-ZLER¦-                                                                                         

ÇETİN BİR YOL HİKAYESİ

Gençliği İslam coğrafyasında cepheden cepheye heyecan taşımakla geçen Bahattin Yıldız, bu dönemlerden bir kesiti “Karda Ayak İzleri”yle gündeme getiriyor. Kitap, karlı sarp dağlardan Türkiye’ye giriş yapmak isteyen ama ülke sınırlarını kullanması sakıncalı olan kahramanımızın dağların doruğunda yaşadığı mücadelesini anlatıyor.

Bir dağın iki yüzünün anlatıldığı kitapta kar ve kış, arka planda bir tablo güzelliğinde resmigeçit yapıyor. Kitabın satır aralarında göreceğiniz şey; amansız karlı dağlar ve yarınsızlaşan, tek azığı umut, en yakın arkadaşı çaresizlik olan birinin bu dağlarda bırakmış olduğu ayak izleridir.

Bahattin Yıldız’dan, bir solukta okunacak çetin bir yol hikayesi…

Pakistan İçin Acil Yardım Çağrısı…

Pakistan İçin Acil Yardım Çağrısı…

Pakistan’da üç hafta önce etkisini gösteren muson yağmurları ülkede son yüzyılın en büyük felaketinin yaşanmasına sebep oldu. Yağışlar sonrasında meydana gelen sel afetinde bin 600 kişi hayatını kaybederken yüzbinlerce insan evinden oldu. 

Pakistan’a yapılacak yardımlar için İHH’nın Fatih’teki genel merkezinde bir basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya Pakistan’dan yeni dönen İHH Başkanvekili Yavuz Dede ve Pakistan İstanbul Başkonsolosu Dr. Yusuf Cüneyt katıldı.

Yavuz Dede yaptığı konuşmada Pakistan’ın yüzde 70’inin sel suları altında kaldığını söylerken sel felaketinden 30 milyona yakın insanın etkilendiğini dile getirdi. Hala ulaşılamayan bölgeler olduğuna dikkat çeken Dede, asıl bilançonun sel sularının çekilmesinden sonra ortaya çıkacağını söyledi.

İHH Pakistan’a kargo uçağı gönderecek

İHH olarak sel afetinin 3. gününde yardım çalışmaları için bölgeye ulaştıklarını belirten Dede, öncelikli olarak insanlara sıcak yemek verildiğini ve gıda kumanyası dağıtıldığını belirtti.

Dede, Pakistan’a yardım için bir kargo uçağı organize ettiklerini, uçağın birkaç gün içerisinde yola çıkacağını belirtti ve ekledi: “Uçağımızın biran önce yola çıkması için malzeme eksikliğinin tamamlanması gerekiyor. Bunun için hayırsever iş adamlarımızdan destek bekliyoruz.”

Bölgede öncelikli olarak temiz su, gıda, ilaç ve giysiye ihtiyaç olduğunu ifade eden Yavuz Dede sözlerine şu şekilde devam etti: ‘‘Şu anda sel felaketinden ölenlerin sayısı bin 600 olarak gösteriliyor ancak bölgeye gerekli yardımlar ulaştırılmazsa açlık ve hastalık sebebiyle ölümler başlayacak. Halkın önemli geçim kaynağı olan tarım alanları sel suları altında kaldı.

Asıl sorun sel sularının çekilmesinden sonra başlayacak. Çok acil bir şekilde bölgeye gıda, temiz su, ilaç gibi temel ihtiyaç malzemesi ulaştırılması gerekiyor. Selin hemen ardından bölgeye 100 bin dolarlık yardım yaptık. Ancak yeterli değil halkımızın desteği ile daha fazla kişiye ulaşmamız lazım.’’

Pakistan Başkonsolosu çarpıcı rakamlar verdi

Yavuz Dede’nin ardından bir konuşma yapan Pakistan Başkonsolosu Dr.Yusuf Cüneyt, sözlerine Türkiye halkına teşekkür ederek başladı. Türkiye ve Pakistan’ın birbirini çok iyi anlayan iki kardeş ülke olduğunu söyleyen Cüneyt, yaraları sarmak için Türkiye halkının desteğini istedi. Pakistan’da yaşanan sel felaketinin son yüzyılın en büyük afeti olduğunu dile getiren Cüneyt,  ülkede henüz asıl zararın belirlenemediğine dikkat çekti.

Cüneyt, sel sularının çekilmesinin ardından her şeyin netlik kazanacağını dile getirdi.

Pakistan’da karayolları ve demir yollarının zarar görmesi sonucunda pek çok bölgeye ulaşamadıklarını dile getiren Başkonsolos Yusuf Cüneyt, enerji kaynaklarının ve yiyecek stoklarının da sel suları altında kaldığını ifade etti. Başkonsolos Yusuf Cüneyt yaklaşık olarak 10-12 milyar dolarlık bir kayıp olduğunu söylerken bu rakamın daha da yükselmesinden korktuklarını söyledi. Selden 30 milyon insanın etkilendiğini belirten Cüneyt, 1 milyon evin sular altında kaldığını ifade etti.

Durumumuz vahim

Sel felaketiyle beraber çok büyük kayıplar verdiklerini hatırlatan Cüneyd Pakistan’da yaşanan durumu şöyle anlattı: “Çok önemli kaybımız var. Büyük insan kaybının yanında alt yapı ile ilgili ciddi sıkıntılar oluştu. Çok büyük miktarda kara ve demir yollarımız, enerji kaynaklarımız selden etkilendi. Sel bölgesine yardımların ulaşmasında ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Bununla beraber stoklarda bulunan gıda ve yiyeceklerde selle beraber gitti. Şuan 1600 insanımızı kaybettik ancak önümüzdeki günlerde bu kayıpların artmasından endişe ediyoruz. Bu büyük felaketi sanırım tam olarak dünyaya anlatamadık. Ancak yaşadığımız felaketi Türkiye’nin anlaması lazım. Herkes bize neler yapabiliriz diye soruyor. Öncelikle acil yardım lazım. En acil olan yemek, insanların temel ihtiyaçlarının olduğu küçük paketler hazırlanabilir. İnsanların temiz suya ulaşma sıkıntısı var. Kolera ve diğer bulaşıcı hastalıklar yoğun bir şekilde yayılmaya başladı. Su temizleme tabletleri acilen gönderilmeli ki bu hastalıkların önü alınabilinsin.”

İHH

 

 

İnsan ve Medeniyet Hareketi İftarı

İnsan ve Medeniyet Hareketi İftarı

Vakfımızın da üye kuruluşları arasında yer aldığı İnsan ve Medeniyet Hareketi, İBB Topkapı Sosyal Tesisleri’nde, genel kurul üyelerinin ve üye kurumların yöneticilerinin katıldığı bir iftar programı gerçekleştirdi. Yaklaşık 1100 kişinin katıldığı iftarda, İMH Derneği Başkanı İkram Soltan ve Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Mehmet Güney’in yanı sıra Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Akif Gürdoğan, Ak Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu ve TGTV Başkanı Av. Necati Ceylan birer konuşma yaptılar.

İftara Akabe Vakfı, AKV, AKDAV, Deniz Feneri Derneği, ENSAR Vakfı, Hikmet Vakfı, İHH, MAZLUMDER, ÖNDER, ÖZGÜR-DER, İlim Yayma Cemiyeti, İGİAD, TGTV, WONDER gibi çok sayıda sivil toplum temsilcilerinin yanı sıra milletvekilleri, akademisyenler, yerel yönetim temsilcileri, yazarlar ve sanatçılar katıldı. 

Davetlilerin samimi bir ortamda hasbihal ettikleri iftar programı kılınan teravih namazını müteakip sona erdi.

 

 

 

 

Ramazan Kitaplığı

Ramazan Kitaplığı

Ramazan apayrı bir dünya. Bu dünyaya kitap kapaklarından girmek için neler okunabilir diye kısa bir araştırma yaptık. Yadsınamayacak kadar çok denebilecek bir kitaplıkla karşılaştık. Ramazan gibi güzel bir iklimi anlatan ne kadar çok kitabımız olsa o kadar iyi olur kuşkusuz. Ama eldekileri de inkar etmenin lüzumu yok.

Efendimiz (s.a.v.)’in döneminde Ramazan…

Peygamber Efendimiz dönemindeki Ramazanlar en çok merak edilen Ramazanlardır. ‘Peygamberimiz ve onun ashabı Ramazanlarda neler yapardı’, ‘zamanını nasıl değerlendirirdi’ gibi sorulara cevap veren birkaç kitabı örnek olarak verebiliriz. Bunlardan biri, bugünlerde Işık Yayınları’ndan çıkan, Said Koçer imzalı Efendimiz’in Ramazan’ı. Ayrıca Abdullah & Hilal Kara’nın hazırladığı ve Nesil Yayınları’ndan çıkan Asr-ı Saadet’te Ramazan da bu minvalde okunabilecek bir başka kitap.

Ustalar neler yazmıştı?..

Edebiyat tarihimizde yerini almış ustaların da Ramazan’a has kitapları var. Ahmet Rasim ve Cenap Şahabettin bunlardan. Ayrıca Samanyolu’nda Ziyafet adlı eseri ile bu alandaki eşsiz eserlerden birini kaleme alan Sezai Karakoç’u da burada anmalı, her Ramazan’da bu kitabı döne dönem okumalıyız. Başka neler var bakalım:

İstanbul’da Bir Ramazan, Cenab Şahabeddin, Kitap Yayınevi.

Ramazan Sohbetleri, Ahmet Rasim, Elips Kitap.

Ramazan araştırmaları ve derlemeleri…

Ramazan Kitaplığı içinde Ramazan’ı değişik yönlerden anlatan, edebiyatçılarımızın Ramazan’la ilgili yazılarını bir araya getiren kitaplar da mevcut. Bunlar içinde Kitabevi Yayınları tarafından yayınlanan, Özlem Olgun’un hazırladığı Ramazan Kitabı en kayda değer olanı. Bu alanda önemli bir boşluğu dolduracak nitelikte bir kitap. İbrahim Refik’in Ramazan Medeniyeti (Albatros Yayınları) de aynı niteliklere sahip.

Tarihçi Ertuğrul Tarık Kara, Tarihte Ramazan (Kaynak Yayınları) adlı kitabında, Osmanlı coğrafyasının değişik noktalarında Ramazan’ın nasıl karşılanıp idrak edildiğini anlatıyor. Orhan Okay, Prof. Dr. Mehmet İpşirli, Yrd. Doç Dr. Erdoğan Keskinkılıç, Yrd. Doç. Dr. Abdülmecit Mutaf ve Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan gibi birbirinden değerli yazar ve araştırmacı ramazan kültürümüzü dile getirmeye çalışıyor.

Adem Çevik tarafından yayına hazırlanan Edebiyatımızda Ramazan (Sütun Yayınları) adlı kitapta Ramazan’ın edebiyat dünyasına yansımaları Ahmet Rasim, Süheyl Ünver, Sâmiha Ayverdi ve Necip Fazıl gibi yazarlarca anlatılıyor.

Ramazan ayı, yılın her gününü ağır bir seyir ile ziyaret eden; günlerimize rahmeti, mağfireti, bereketi getiren bambaşka bir güzellik… Bir kültür, bir medeniyet… Kendine has sevinci, kokusu, hatırası, hüznü ve ardından bayram olan o güzellikler meşherini sözle dile getirmeye çalışan yazılardan oluşan bir kitap çalışması Rahmet ve Esenlik Irmağı… Bendenizin, edebiyatımızın önde gelen isimlerinin yazılarından yaptığı ve Kaynak Yayınları’ndan çıkan bir derleme çalışması…

Osmanlı Ramazanlarını anlatan bir kitap da Tolga Uslubaş’ın hazırladığı Böyleydi Osmanlı Ramazan’ı. Ramazan Osmanlı ile bir başka güzeldir. Bu güzellikleri, Yağmur Yayınları’ndan çıkan bu kitabın kapakları arasında okumak mümkün.

Aşağıdaki kitaplar da Ramazan Kitaplığı raflarında yer alacak kitaplar:

Allah Dostlarının Ramazan Hatıraları, Abdülkadir Süphandağı, Timaş Yayınları.

Bir Bayramdır Ramazan, Abdullah Arıdoru, Nesil Yayınları.

Ramazan Geceleri, Branislav Nuşiç. Özgün Yayıncılık.

Ramazan Yazıları, Mustafa İslamoğlu, Düşün Yayıncılık.

Oruç Risalesi / Rahmet Ve Berekete Çağrı, Ramazan Kayan/ Mustafa İslamoğlu/ Şemseddin Özdemir/ Ahmet Kalkan/ Abdullah Yıldız/ Recep İhsan Eliaçık/ Yaşar Düzenli/ Abdullah Dai/ Ramazan Göçmen, Fide Yayınları.

Çocuklar için Ramazan…

Ramazan’ı kitaplarda bulma noktasında çocuklar da çok şanslı. Bu alanda çocukların okuyabileceği birbirinden güzel kitaplar var. Bu kitapların varlığı çocuklar için bir şans. Çocukların bu şanslarını kullanabilmeleri için bu yıl çocuklara Ramazan kitapları hediye edelim. Çocuklar Ramazan’ı daha bir sevsinler. Bu kitaplar arasında Salıncak Yayınları’na özel bir yer açmalı. Mustafa Aldı editörlüğünde yayınlanan üç kitap ile “Oruç Günleri” dizisi başlamıştı. Arkası gelememiş olsa da böyle bir dizinin başlamış olması bile önemli.

“Oruç Günleri” dizisinin kitapları:

Sevap Yağmuru, Nehir Aydın Gökduman.

Şimdi Oruç Zamanı, Nehir Aydın Gökduman.

Bir Oruç Tuttum, Mustafa Oğuz.

Çocuklar için Ramazan kitaplarından bazılarını da şu şekilde sıralayabiliriz:

Çocuğun Ramazan’ı, Yavuz Bahadıroğlu, Nesil Yayınları.

Posta Kuşunun Kanadında Ramazan Mektupları, Nurefşan Çağlaroğlu, Muştu Yayınları.

Çocuk Ve Oruç, Melek Çe, Uğurböceği Yayınları.

Bizim Evde Ramazan, Nurdan Damla, Nesil Yayınları.

Ramazan Çiçeği, Mustafa Oğuz, Gonca Yayınları.

Çocuk Ve Ramazan, Burhan Eren, Timaş Yayınları.

Ece ile Keçe Ramazan Çadırı, Dağıstan Çetinkaya, Çimadam Yayınları.

dünyabizim.com

İnsan Vakfı İftarı

İnsan Vakfı İftarı

Vakfımız, 13 Ağustos Cuma günü İnsan ve Medeniyet Hareketi Derneği’nde bir iftar programı gerçekleştirdi.

Yoğun bir katılımın gözlendiği ve gönüllülerimizi bir araya getirdiğimiz buluşmamız, topluca eda edilen akşam namazı ile başladı. Keyifli bir sohbetin eşlik ettiği iftar yemeğinin ardından hazırlanan programın sunuculuğunu İsmail İleri gerçekleştirirken, Ev Grup Okumaları Programımızdaki eğitimcilerimizden Huzeyfe İnce de Kuran-ı Kerim tilavetiyle iftar buluşmamıza güzellik kattı.

Vakıf Başkanımız İlhan Yürükçü Bey’in biraradalık vurgusu ile vakıf çalışmalarının öneminden bahsettiği konuşmasının ardından programımız, kılınan teravih namazının ardından son buldu.

 

 

 

Hayırlı Ramazanlar

Hayırlı Ramazanlar

İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı olarak Ramazan Ayınızı tebrik eder; içinde bulunduğumuz bu güzel günlerin bizlere hayırlar getirmesini Yüce Rabbimizden niyaz ederiz.

STK’lar Referanduma Destek Verdi

STK’lar Referanduma Destek Verdi

Aralarında çatı kuruluşumuz İnsan ve Medeniyet Hareketi Derneği’nin yanı sıra Akabe Vakfı, Anadolu Platformu, AKDAV, İHH, Araştırma  Kültür Vakfı, Fatih Akıncılar Derneği, Hikmet Vakfı, Mazlumder’in de bulunduğu kuruluşlar İstanbul-Fatih’te bulunan Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde bir araya gelerek  referandum karşısında takınacakları tutum hakkında ortak bir basın açıklaması yaptılar.

Şartlı destek kararının çıktığı ve kuruluş sözcülerinin söz alarak görüşlerini beyan ettiği toplantının sonunda kamuoyuna duyurulan ortak metin şöyle:

Darbeci Bürokrasiyi ve Yasakçı Yargıyı Geriletecek, Özgürlükleri Genişletecek Değişiklikleri Destekliyoruz!

Türkiye, 12 Eylül 1980 darbesinin 30. yıldönümünde yapılacak referandumla yeni bir sürecin evresinde bulunuyor. Bugüne kadar neredeyse hiçbir değişime uğramayan 82 Anayasası’nda 26 maddelik bir değişiklik halkın onayına sunulmaktadır.

Anayasa değişiklik paketinin referanduma gitmesini engelliyemeyen vesayet bürokrasisi ve ona eklemlenen siyasi mekanizmalar, “hayır” kampanyalarıyla bu paketin reddedilmesi için yoğun uğraş veriyorlar.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkından, sendikal özgürlüklerin genişletilmesine, sivillerin askeri mahkemede yargılanmasına son verilmesinden, yüksek askeri şura kararlarının yargı denetimine açılmasına ve yüksek yargı kurumlarının seçim mekanizmalarının temsil kabileyitini artıracak istikamette değiştirilmesine imkan tanıyan bu paketin kabulü halinde bile, Türkiye’nin anayasa sorunu tam anlamıyla çözümlenmiş olmayacaktır.

Türkiye’nin etnik, milliyetçi ve ideolojik dayatmacı bir anayasa sorunu vardır. Anayasalar toplumda bulunan tüm kesimlerin taleplerini karşılayan TOPLUMSAL SÖZLEŞME’ler olmalıdır.Oysa 1924 Anayasası, 27 Mayıs Anayasası, 12 Mart değişikliği, 12 Eylül Anayasası hepsi ya askeri darbelerin ürünü yada toplumun taleplerini gözetmek yerine resmi ideolojik kimliği topluma dayatan jakobenlerin ürünüdür. Bu anayasaların hiç biri normal şartlarda ve serbest bir ortamda; siviller tarafından yapılmamıştır. Bu anayasalar seçilmişlerin iktidar alanını daraltmak esası üzerine kurgulanmıştır.

82 Anayasası TBMM’yi yani halkın seçmiş olduklarını, dolayısı ile resmi ideolojisini dayatarak tüm toplumu vesayet altına almıştır. Hem siyaset yapıp, hem de siyaset üstü kabul edilen kurumların varlığı, Türkiye’nin en önemli açmazıdır. Ülkemizde asker ve yargı tam bu konumdadır.Temsile dayalı sisteme kuşkuyla bakan bir anayasanın, görevleri olmadığı halde siyaset yapan kurumlara tanıdığı imkanlar vesayet sisteminin derinleşmesine neden oluyor.

Siyaset yapmaması gereken kurumlara siyaset yapma imkanı veren anayasa, siyaset yapması gereken kuruluşların ise alanlarını daraltmaktadır.

Anayasalarda, özgürlüğün kural, özgürlüğe getirilen kısıtlamaların ise istisna olması gerekir. 82 Anayasası’nda ise, neredeyse özgürlükler istisna tutulup kısıtlamalar kural haline getirilmiştir.

Halka güvenmeyen ve onun tercihlerine kuşkuyla bakan bir devlet anlayışı, ülkemizdeki sorunların derinleşmesinde önemli bir etkiye sahip. Siyasal iktidar ve devlet iktidarı olarak bölünmüş bir devlet yapısı kabul edilemez.

 Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne kadar yaşadığı tarihi, bu ikili iktidar yapısının oluşturduğu sorunların tarihi olarak da okunabilir. Son 7-8 yıl içinde, siyasal kriz olarak nitelenen bütün olayların vesayetçi bürokrasinin hukuksuz bir şekilde inşa ve işgal ettiği iktidar alanını kıskançlıkla korumasından kaynaklandığını görüyoruz. Dolayısıyla Türkiye’nin sorunlarının önemli bir kısmının kaynağı olan bu ikili iktidar yapısına son verilmesi gerekmektedir. Halkın temsil yetkisi verdiği insanların, hukukun sınırları içinde kalmak kaydıyla, müdahil olamadıkları hiçbir iktidar alanının olmaması gerekir.

Buraya kadar saymış olduğumuz ve burada ifade etmediğimiz sorunların halledilebilmesi için atılacak en önemli adımlardan bir tanesi yeni bir anayasanın yapılmasıdır. Yeni anayasa bugüne kadar yaşamış olduğumuz sorunların hallinde önemli bir girişim olacak; hem de darbe anayasalarına mahkum olma ayıbından bizi kurtaracaktır.

Ancak, bir kısım seçilmişlerin siyasi planları ve statükodan yana tavır almaları sebebiyle bugünkü meclis aritmetiği yeni bir anayasa yapmaya imkan tanımamaktadır. Bütün şartlar zorlanarak 26 maddelik bir Anayasa değişikliği paketi meclisten ancak geçirilebilmiştir…

12 Eylül 2010′da halkın oyuna sunulacak bu değişiklik girişimi bugüne kadar yapılan değişikliklerden daha kapsamlı ve vesayet sisteminin kurumsal yapılarına müdahale eden bir mahiyet arz etmektedir. Bu müdahalelerin ve değişikliklerin ona asla özgürlükçü bir anayasa özelliği kazandırmayacağını da biliyoruz. Ve halkın egemenliği söyleminin slogan olmaktan öteye geçmesi için, anayasanın halk iradesine ipotek konulmadan tam bir serbesti ile yapılması gerektiğine de inanıyoruz.

Biz aşağıda ismi yazılı olan kurumlar anayasa değişiklik paketine bu çerçevede “evet” diyeceğiz. Çünkü bu anayasa değişiklik paketinde sendikal hürriyetlerin genişletilmesi, kamu denetçiliği kurumunun ihdası ,Yüksek Askeri Şura kararlarına yargı yolunun açılması, seyahat hürriyetinin genişletilmesi, özel hayatın masumiyeti, sivillerin askeri mahkemede yargılanmasına son verilmesi ve benzeri konuları düzenleyen maddeler, eskiye nazaran genellikle daha iyileştirilmiş ve insanların hayatlarına olumlu etkileyebilecek bir şekilde düzenlenmiştir.

Cumhurbaşkanının kurumlara üye seçiminde TBMM’den daha güçlü kılınması gibi bize göre eleştirecek yönleri olmasına rağmen, bu değişikliğe “evet” diyoruz. Çünkü bu değişikliklerin vesayet sisteminde gedik açan önemli düzenlemeler ihtiva ettiğini ve daha özgürlükçü bir anayasanın önünü açtığını düşünüyoruz. Bu gerekçeyle vesayetçi bürokratik yapıyı gerileteceğini, halkın özgürlük alanını da genişleteceğini düşündüğümüz değişiklikleri destekliyoruz.    

Bizler bu paketi destekliyoruz, çünkü; kapalı devre seçim sistemiyle üyelerini belirleyen HSYK ve Anayasa Mahkemesi gibi vesayet kurumlarının yapısının değişmesini istiyoruz. Tüm toplum kesimlerinin taleplerini karşılayan, sivil, özgürlükçü, ve adaleti tesisi önceleyen TOPLUMSAL SÖZLEŞME niteliğinde bir anayasa talebimizi tekrarlıyoruz.

Ev Grup Okumaları Programımızda Kayıtlar Başladı…

Ev Grup Okumaları Programımızda Kayıtlar Başladı…

Vakfımızın, ilköğretim 2.sınıf ile 7.sınıf arasındaki çocuklarımıza yönelik rehberlik çalışması “Ev Grup Okumaları” programımızda, 2010-11 eğitim dönemi kayıtlarımız başladı. Ekim ayıyla birlikte başlayacak ve haziran ayında noktalanacak olan programımız hakkında bilgi almak ve kayıt yaptırmak için bizi telefonla arayabilir veya vakıf merkezimize gelebilirsiniz.

Adres: Akdeniz Caddesi Albay Cemil Sakarya Sok. No:14 Fatih-İstanbul
Tel: (0212) 534 41 61

EV GRUP OKUMALARI PROGRAMI HAKKINDA

İnsan eğitimini çalışma alanlarının en başına koymuş olan vakfımız, bu alanda sosyal bir sorumluluğu kendi omuzlarında hissetmekte, aile ve çocuk eğitimi alanına yoğunlaşarak projelerini bir bir hayata geçirmektedir. Bu projelerden birisi de ”Ev Grup Okumaları” programıdır.

Çocuklarımıza kendi arkadaş grubu içerisinde ve ev ortamında, kendisini rahat ifade edebileceği, yeteneklerinin farkına varabileceği, ahlaki değerleri ve toplumsal davranış kalıplarını öğrenip pekiştirebileceği ve faydalı oyunlar oynayıp mutlu olabileceği bir ortam sunmak bu programın öncelikli hedeflerindendir.

Yerinde  Eğitim Rehberliği çalışmasının uygulanışı şu şekildedir

Bu programdan faydalanmak isteyen veli, çocuğunun yakın arkadaş çevresinden aynı yaş grubunda 7-8 kişilik bir grup oluşturup vakıftan “Gönüllü Eğitim Rehberi Ağabey veya Abla” talep eder. Vakıf tarafından titiz bir çalışmayla seçilip hizmet içi eğitimden geçirildikten sonra görevlendirilen bu rehber ağabey veya abla, çocuklarla ev ortamında bir araya gelir.
Gönüllü rehberimiz; misafirlik kuralları ve sohbet sıcaklığı içerisinde uyguladığı, metin okuma, güzel konuşma, güzel davranış kuralları, tarih bilinci, ahlak değerlerimiz, verimli ders çalışma teknikleri, faydalı oyunlar, zeka bulmacaları gibi etkinliklerle çocuklarımızın kendi potansiyellerini ortaya çıkarmalarına yardımcı olur, onlara adeta bir ‘hayat koçluğu’ yapar. Bu ev programına ilave olarak şehir-kültür-tarih gezileri, sanat etkinlikleri, spor karşılaşmaları, doğa gezileri ve piknik gibi ev dışı faaliyetlerle grup içerisinde sevgi, saygı, nezaket, güleryüzlülük, sabır, paylaşma ve fedakarlık gibi hasletlere dayalı güçlü bir arkadaşlık ortamının oluşmasına gayret eder. Sürekli olarak çocukların motivasyonlarını, yaşama sevinçlerini ve arkadaşlık duygularını diri tutmaya çalışır. Onların kendi başlarına sorumluluk alıp yerine getirmelerine, şahsiyetlerini güçlendirmelerine yardımcı olur. Haftada bir gün yapılan bu çalışma, veli talep ettiği takdirde her hafta farklı bir çocuğun evinde olmak üzere 26 hafta devam eder.

“Gönüllü Eğitim Rehberleri”

”Ev Grup Okumaları” çalışmasının uygulayıcısı, “Gönüllü Eğitim Rehberi” ağabey ve ablalardır. Bu kardeşlerimiz, birikim sahibi ve hayatı tanıyan eğitimli gençlerdir. Çocuk psikolojisinden anlayan, onun dünyasına girebilen, çevresi ile iyi ilişkiler kurabilen, okuyan, araştıran, sürekli kendini geliştirme gayretinde olan gönüllü insanlardır. Vakfımızın çocuk eğitimi komisyonu tarafından titiz bir çalışmayla seçilirler, daha sonra hizmet içi eğitim seminerlerine katılarak bu çalışmanın uygulanışı hakkında detaylı bilgi sahibi olurlar. Ayrıca düzenli olarak eğitimci zümre toplantılarında bir araya gelerek uygulamalarla ilgili fikir alışverişinde bulunurlar. İleride büyük ürünler verecek bir fidanın yeşerip gelişmesini sağlayan sabırlı bir bahçıvan olmaları gerektiğinin şuuruyla hareket ederler.

Bahattin Ağabey’i Uğurladık…

Bahattin Ağabey’i Uğurladık…

Afganistan’ın Kabil şehri yakınlarında 17 Mayıs 2010 tarihinde düşen uçakta şehid olan İnsan ve Medeniyet Hareketi öncülerinden Ağabeyimiz Bahattin Yıldız ve İHH Asya Sorumlusu Faruk Aktaş’ın cenazeleri 28 Ağustos 2010 Çarşamba günü ikindi namazına müteakip Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Edirnekapı şehitliğinde defnedildi.

Fatih Camii’nde düzenlenen cenaze törenine İnsan ve Medeniyet Hareketi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Mehmet Güney ve İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. Cenaze töreni için Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden ve İzmir, Erzurum, Bursa gibi Türkiye’nin  bir çok şehirleriden Bahattin Yıldız’ın dostlarının geldiği görüldü.

Cenaze töreninde konuşma yapan İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, Bahattin Yıldız ve Faruk Aktaş’ın yetimhane projesi için Afganistan’a gittiklerini ve orada şehit olduklarını söyledi. Bülent Yıldırım konuşmasında İHH’nın Afganistan’da 4 yetimhane açacaklarını ve bu yetimhanelere Bahattin Yıldız ve Faruk Aktaş ile aynı uçakta bulunan iki Afgan gönüllünün isimlerinin verileceğini açıkladı.

İnsan ve Medeniyet Hareketi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Mehmet Güney ise yaptığı konuşmada Bahattin Yıldız’ı 35 senedir tanıdığını ve bir şehit gibi yaşadığına tanık olduğunu anlattı. Bahattin Yıldız’ın hayatının her anında güzelliklerin, vefanın, istikametin olduğunu söyleyen Mehmet Güney, bu duruma yalnız kendilerinin şahitlik etmediğini, dünyanın değişik yerlerinde Bahattin Yıldız ve Faruk Aktaş için kılınan gıyabi namazlarında tanıklık ettiğini söyledi.

Fatih Camii’nden çıkan topluluk, Edirnekapı Şehitliği’ne kadar şehitlerin cenazelerine yürüyerek eşlik etti. Bahattin Yıldız ve Faruk Aktaş defnedildikten sonra şehitlerin dostları taziye ve hatim için İnsan ve Medeniyet Hareketi’nin genel merkezinde buluştu. Genel merkezde şehitler için Kuran’ı Kerim ve hatim duası okundu.