Ramazan ayına yaklaştığımız, bu güzel ayın bereketinin, atmosferinin bize artık göz kırptığı şu günlerde, vakfımızın eğitim danışmanı Dr.M.Şerafeddin Kalay Hocamız’ın mübarek ayla ilgili hatırlatmalarını içeren “Ramazan ve Oruç” başlıklı yazısını sizlerle paylaşıyoruz:
RAMAZAN VE ORUÇ
“Ramazan Ayı, insanlar için hidayet rehberi olan, doğru yolun, hak ve batılı, helal ve haramı birbirinden ayırmanın açık delillerini içinde barındıran Kur’ân’ın indirildiği aydır. Öyleyse sizden Ramazan ayını idrak edenler bu ayın orucunu tutsunlar…” (Bakara Sûresi – 185)
Evet, Ramazan Ayı, insanlık için hidâyet kaynağı, helal ile haramı, hak ile batılı birbirinden ayıran net bilgilerin yer aldığı ilâhî kelamın, hayat düsturumuzun, Zikr-i Hakîm’in indirildiği ay…
Nefsi arındırmanın, onu berraklığa erdirmenin en güzel üsluplarından biri olan oruç ibadetine zaman çerçevesi olan ay.
Rahmet ayı, feyz ve bereket ayı. Tarih boyunca nice fetihlere sahne olmuş fetihler ve nusret ayı…
Allah Rasûlü’nün;
“Ramazan ayına ulaşan, bu ayı geçirip de mağfirete erişemeyen insana yazıklar olsun.”(1) buyurarak bizleri hem ikaz ettiği, hem de müjdele verdiği ay.
“Cennet’te bir kapı vardır. Ona “Reyyân” denilir. Kıyamet gününde bu kapıdan oruçlular girer,”(2)
Oruç tutan insan için iki sevinç anı vardır: Birinci sevinç anı iftar anıdır. İkinci sevinç anı ise kişinin Rabbine kavuştuğu andır.” hadisleriyle de bu müjdesine yeni bir müjdeler kattığı ay…(3)
Bu güzel aya, bu feyz ve bereket ayına, bu zafer ve nusret ayına; “Hoş geldin! Safâlar getirdin! Rabbimiz seni nice yeni feyz ve bereketlere, nusretlere vesîle eylesin!” diyerek karşılıyoruz.
*
Bu ay, birkaç ibadetin iç içe yaşandığı, gönülün mânevî hazlar için daha hassas olduğu bir aydır. Ancak “Ramazan” denince de birinci derede akla gelen ibadet, oruçtur.
Ramazan orucu, Hicretin ikinci yılında Bedir Gazvesinden önce, Şaban ayının 10. gününde farz kılınmıştır.
İslâmî ıstılahta orucun karşılığı “savm”dır. Savm, kelime olarak; “nefsi alıkoymak, ona hâkim olmak” manalarına gelir. “Sabretmek” manasına da geldiği nakledilir. Sabretmek manası da bir açıdan öncekilerle bütünleşen bir manadır.
Orucun fıkhî manası ise şudur: “Asıl fecrin doğuşundan, güneş batıncaya kadar insanın Allah rızası için nefsine hâkim olması, onu orucu bozacak şeylerden alıkoymasıdır.”
Birinci derecede orucu bozacak şeyler de şüphesiz, yemek, içmek ve cinsî münasebette bulunmaktır.
İnsan oruç sayesinde hayvânî duygularını, hırslarını azaltır; nefsin arzu ve ihtiyaçlarını yeniden elekten geçirir, manevî duyguları, gönül hassasiyetini yeniden canlandırır, güzel hasletler ve ibadetlerle hayatına yepyeni bir canlılık, dirilik verir. Nefsini zora alıştırır, dizginleri bütünüyle ele geçiriş şuurunu yaşar, Allah için yapılan fedâkarlığın lezzetini tadar.
Oruç tutan bir mü’minin yokluğa, mahrumiyete katlanışı, yiyecek ve içecek bulamadığı için değil, Rabbinin rızasını, nefsinin arzularına tercih ettiği içindir; bilerektir, şuurladır. Böylece Allah’ın verdiği iradeyi onun emrettiği yönde kullanmanın ulvîliğini hissedecek, nefsine karşı bir mücadele örneği sergileyecektir.
Yaratıcısının emrine uyarak belli bir süre nefsini dizginleyen, onu meşru nimetlerden uzak tutan, Rabbinin rızası için yokluğa katlanma dirayetini gösteren bir mü’min, artık diğer hırslarını da dizginlemeyi öğrenecek, harama, başkalarının mallarına göz dikmeyecek, elindekini başkalarıyla meşru çerçevede paylaşmayı öğrenecek, muhtaçlara yardımın gönüle verdiği hazzı duyacak, Rahman’ın arzuladığı saflarda yer almayı kendisine şiar edinecektir.
Nitekim Ramazan ayının manevî atmosferine girip ilerledikçe gönüllerin daha çok safiyet kazandığı, iyilik etme, hayra vesile olma, fedakârlık duygularının canlanışı, şerden uzak durmak için iradelerin güçlenişi her basiret sahibinin şahid olduğu bir hayat gerçeğidir.
Bu atmosferin bütün hayatımızı kaplamasını, yeni Ramazanların yeni çiçeklerin ve meyvelerin baharı olması için niyaz ediyoruz.
*
Her ibadette olduğu gibi orucun da kendisine ait hükümleri vardır. Yeni bir Ramazan Ayı eşiğinde, hatırlatma ve zihinlerde canlandırma arzusuyla bu hükümlerden bir demet sunmada fayda olduğu kanaati taşıyoruz:
Bir kimsenin üzerine orucunun farz olması veya tuttuğu bir orucun sahih olması için;
1 – Önce o kimsenin İslâm ile şeref bulmuş olması gerekir. Oruç bir ibadettir. İbadetler Allah rızası için yapılır ve edâ eden kişi sevâba, mükâfâta erer. Allah rızası ve sevap ise gerçek iman sahibi için geçerlidir.
Müslüman olmayan bir kimse de birinci derecede îman nuruna ermekle sorumludur. İmanla şeref bulmayan bir kimse, ibadetinin mükâfatını elde edemez.
2 – Akıl sahibi olmalıdır. Şüphesiz Rabbimiz, akıl nimeti bahşettiklerini sorumlu tutar. Ne yaptığının şuurunda, idrakinde olmayanları değil.
3 – Ergenlik çağına girmiş olmalıdır. Ergenlik çağına ulaşmamış bir çocuk henüz filizlenme, gelişme, idrak ve iradesini güçlendirme, olgunlaştırma devrelerini yaşamaktadır. Henüz bütünüyle sorumluluk alacak çağda değildir.
Ancak temyiz çağına ulaşarak aklı birçok gerçeklere eren bir çocuk, oruç tuttuğunda tuttuğu bu oruç, bu nafile oruç hükmünde sayılacak, hem kendisi, hem de onu yetiştiren ve oruç tutmasına vesile olan anne-babası onun bu ibadetinden sevap kazanacaktır.
4 – Oruç tutacak kişi, sıhhatli olmalıdır. Tutuğu oruç, sıhhatine zarar vermemeli, bedenî iyileşmesine mani olmamalıdır.
Böyle bir kişi, sıhhat bulduğunda oruçlarını kaza etmeli; hastalığı şifa bulmayacak veya devamlılık gösteren bir hastalık ise fidye vermelidir.
5 – Mukim olmalıdır. Dîn-i mübîn evinden uzak diyarlarda yolculu yapan seferî insanlara birçok kolaylık tanımıştır. Seferî oldukları sırada oruçlarını açma konusunda verilen ruhsat da bunlardan biridir. Ancak seferdeki insan, içinde bulunduğu durumu iyi bulur, oruç tutmayı tercih ederse Hanefî Mezhebine göre bu ayrıca kendisine fazîlet kazandıracaktır.
6 – Kadınlar hayız ve nifas hallerinden temizlenmiş olmalıdırlar. Onların bu halleri, sıhhatlerine dikkat ve titizlik gösterecekleri bir haldir; ibadete uygun bir hal değildir. Onlar da oruçlarını temizlendiklerinde kaza edeceklerdir.
Oruca başladıktan sonra kan gelmişse uygun olan oruçlarını bozmaları, gün batmadan temizlenmişlerse günün kalan kısmında oruçlu gibi davranmalarıdır. O gün oruçlu sayılmasalar da bu kendilerine ayrıca sevap kazandıracaktır.
*
- Ramazan Ayı, kamerî aylardandır. Dolayısıyla hilalin güneşin batışının peşinden batı istikametinde görünüşüyle başlar.
Allah Rasûlü; “Hilali görerek oruca başlayınız, hilali görerek oruç ayına son veriniz,” buyurmuştur. Aynı zamanda hilal gözetlemek, ibadetten bir parçadır ve Ümmet-i Muhammed tarafından ihmal edilir hale getirilmesi ciddî bir kusurdur.
Kamerî aylar ya 30 gündür ya da 29 gündür. Hiçbir zaman 28 veya 31 gün olmazlar.
- İmsak fecr-i sâdıkın (asıl fecrin) doğuşuyla başlar. Yeme, içmeye imsaktan birkaç dakika önce son verilmesi elbette ihtiyata daha uygundur.
- Oruçlu bir insan misvak, macunsuz fırça kullanabilir. Islak misvak (dolayısıyla da fırça) kullanılmasını mekruh gören âlimlerimiz vardır. İmam Şafiî Hazretleri de öğleden sonra misvak kullanılmasını mekruh görür.
- Oruçlu bir insanın kan aldırması orucunu bozmaz. Ancak kendisini zayıf düşürecekse mekruh görülmüştür.
- Vücut menfezlerinden (gözeneklerinden) giren maddeler oruç bozmaz. Vücuda sürülen zeytinyağı, krem gibi maddeleri derinin emmesi, göze damlatılan damlanın gözden genze açılan menfezden içeri girmesi gibi.
Aşı veya iğne vurdurma orucu bozar. Çünkü kan ile direk bağ kurar.
- Kendiliğinden zorlayarak gelen bir kusuntu, geri dönmemiş, dışarı çıkmışsa orucu bozmaz.
- Az olan kusuntu geri döndüğünde de bozmaz. Ağız dolusu diye ifade edilen çok kusuntu şahıs tarafından geri döndürülürse oruç bozulur. Böyle bir kusuntu kendiliğinden içeri dönse de İmam Ebu Yusuf’a göre yine orucu bozar. İmam Muhammed’e göre bozmaz. 0
- Bir kadının kocasını, bir kocanın da karısını sadece öpmesiyle oruç bozulmaz.
- Bir doktor hastasından oruç tutmamasını isterse, İslam Hukukuna göre; şayet doktor mesleğinde mütehassıs, kendisi oruç tutan ve Allah korkusu taşıyan bir kimse (fıkhî ifadeyle hâzık ve âdil) ise sözü geçerlidir. O kimsenin oruç tutması, sıhhatine zarar vermemesi, daha sonra uygun bir zamanda orucunu kaza etmesi, gerekir. Hastalığı geçici, yani iyi olacak bir hastalık değilse fidye vermelidir.
- Kefâret, sadece niyet ederek başlanılmış bir Ramazan orucunu kasten bozmaktan dolayı gerekir. Ramazan dışında tutulan hiçbir orucu bozmaktan dolayı gerekmez. Aynı hüküm Ramazan orucunu Ramazan ayı dışında kaza eden insan için de geçerlidir. Yani kefâret gerekmez Belki böyle bir orucu bozması, durumuna bağlı olarak ona vebal getirebilir ama kefâreti gerektirmez.
Kefâret oruç tutmamanın değil, Ramazan orucunu bozmanın cezasıdır.
- Hamile bir kadın, kendi sıhhatine veya çocuğunun sıhhatine zarar gelebileceğinden korkuyorsa oruç tutmayabilir, bu orucunu daha sonra kaza edebilir. Çocuk emziren bir kadının durumu da böyledir.
*
Bu hükümler sıkça karşılaşılan konularla ilgilidir. Daha fazla ve geniş bilgi için ilmihallere, fıkıh kitaplarına müracaatta fayda vardır.
Feyz ve bereket dolu günler niyâziyle…
***
——-
(1) Hadisi Tirmizî nakleder ve sahih olduğunu söyler.
(2) Sahih-i Müslim, Savm (2/ 808)
(3) Sahih-i Müslim, Savm (2/ 807), Sünen-i Tirmizî (3/ 138)